İslam Düşüncesinde Siyasi-İtikadi Mezhepler

İSLAM DÜŞÜNCESİNDE SİYASİ-İTİKADİ MEZHEPLER

 

HARİCİLİK


İslam düşüncesinde yer alan siyasi itikadi yorumlardan biri olan Haricilik, İlk olarak Sıflîn Savaşı'nda ortaya çıkmıştır. Bu savaştan sonra Hz. Ali'nin ordusundan ayrılan Haricîler çölde özgür yaşamaya alışmış, merkezî bir otoriteye bağlanmayı kabullenememiş insanlardı. Dinî konularda son derece katı, tavizsiz ve taassupkar bir anlayışa sahiplerdi.
Haricîlere göre namaz, oruç, doğruluk. adalet gibi dini emirler imanın ayrılmaz bir parçasıdır. Kahile tasdik, dil İle ikrar ve günahtan kaçınmak imanın gereğidir. Hariciler büyük günah işleyenlerin dinden çıktığını iddia ederler. Onlara göre büyük günah işleyen kişi, tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemde kalacaktır.
Haricîlere göre halifelik için Kureyş kabilesine mensup olmak gerekmez. Hilafet görevine layık olan herkes bu işi yapabilir. Gerekli ehliyete sahipse bir köle bile halife olabilir. Ayrıca halifelik için seçim yapılması şarttır.


ŞİA


Şia sözlükte; taraftar, yardımcı, birine uyarı ve yardım eden, fırka gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak ise Hz. Muhammed'in vefatından sonra halifeliğin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanan, daha sonraki halifelerin de onun soyundan olması gerektiğini savunan kişi ve gruplara Şia adı verilir.
Şianın ne zaman ortaya çıktığı konusunda Müslüman âlimler farklı görüşlere sahiptir. Bazı âlimler, Şia ilk kez Hz. Muhammed (s.a.v.) vefat edince halife seçimi sırasında, bazıları da Hz. Osman'ın şehit edilişinden sonra ortaya çıktığını savunur. Bir kısım Müslümanlara göre ise Şianın başlangıcı Cemel ve Sıffîn savaşları sonrasına dayanır. Ancak Müslüman âlimlerin çoğunluğu, Şianın siyasi bir fırka olarak Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin'in 680 yılında Kerbelâ'da şehit edilmesinden sonra ortaya çıktığı görüşündedir. Bu âlimlere göre bazı Müslümanlar, Hz. Hüseyin'in ve aile fertlerinin öcünü almak, ehl-i beytin haklarını savunmak için bir araya gelip örgütlenmiştir. Böylece Şia anlayışı. ilk kez ortaya çıkmıştır.

 

Şianın belli başlı görüşleri şöyledir:

  • Hz. Muhammed'den sonra halifelik Hz. Ali'nin ve onun soyundan gelenlerin hakkıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), sağlığında Hz. Ali'nin halife olmasını vasiyet etmiştir.
  • Hz. Ali ve ondan sonra gelen imamlar masumdurlar; her türlü günahtan uzaktırlar.
  • İnsan. can ve malını kurtarmak için görüşlerini, inancını gizleyebilir.
  • Nasla tayin edilen on ikinci imam ölmemiş, kaybolmuştur. Bir gün ortaya çıkacak ve dünyayı adaletle idare edecektir.


MUTEZİLE


İslam düşüncesindeki siyasi-itikadi yorumlardan biri Mu'teziledir. Bu mezhep Vasıl bin Ata (öl.748)'nın görüşleri etrafında şekillenmiştir. Bir gün meşhur âlim Hasan Basri (öl. 728) mescide insanlarla otururken bir adam geldi ve ona, büyük günah işleyen kişinin mümin mi kâfir mi olduğunu sordu. Hasan Basri düşünürken onun öğrencisi olan Vasıl bin Ata, “Böyle bir kişi ne mümindir ne de kâfir, ikisi arasında bir yerdedir.” diyerek soruyu cevapladı. Daha sonra da birkaç kişiyle ayrılıp başka bir köşeye çekildi. Bunun üzerine Vasıl ve taraftarlarına ayrılanlar, bir tarafa çekilenler, uzaklaşanlar anlamına gelen Mu'tezile adı verildi.
Mu'tezile mezhebinin usul-i hamse adı verilen beş temel ilkesi vardır:

 

Tevhit: Allah birdir, onun eşi ve benzeri yoktur. Allah'ın sıfatları zatından ayrı değildir. Onun zat ve sıfatlarını birbirinden ayrı düşünmek tevhit anlayışına aykırıdır.

Adalet: Allah yalnızca güzel olan eylemleri gerçekleştirir. Zulüm, haksızlık gibi fiilleri yapan insandır. Mu'tezile mezhebine göre insan, davranışlarında tam anlamıyla özgürdür. Kötü fiiller Allah'tan sâdır olsaydı, Yüce yaratıcı insanı eylemlerinden sorumlu tutmazdı. Çünkü bu durum adalet ilkesiyle bağdaşmaz. dersimiz.com

El-menziletü beyne'l-menzileteyn: Mu'tezile bilginlerine göre büyük günah işleyen kimse ne mümin ne de kâfirdir. İkisi arasında bir yerdedir. Büyük günah işleyen kişi fasıktır.

El-va'd ve'l-vaîd: Yüce Allah, adaletinin bir gereği olarak iyilik yapanları Ödüllendirecek, kötülük edenleri ise cezalandıracaktır.

Emru bi'l-ma'ruf nehyi ani'l-münker: Bu ilkeye göre iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak Allah'ın emridir. Bunu yapmak her Müslüman için bir görevdir.


MATURİDİLİK


Maturidilik, Ebu Mansur Muhammed bin Ahmed (öl. 944)'in görüşleri çerçevesinde ortaya çıkmış bir mezheptir. İmam Maturidi, Semerkant'ın Maturid kasabasında doğmuştur. İlim öğrenmek amacıyla İslam dünyasının çeşitli bölgelerine yolculuklar yapmış. zamanındaki ilmî tartışmalara katılmıştır. Dinî ve pozitif bilimlerde uzmanlaşmıştır.Tefsir, hadis, kelam gibi ilimlerde devrinin önemli âlimlerinden dersler almıştır.
Maturidi, yıkıcı akımlara karşı İslam inançlarını savunmuş, onları sistemli hâle getirmiştir. İslam inançları konusunda Peygamberimiz ve ilk halifeler dönemindeki anlayışın hâkim olması için çaba harcamıştır. Bu çabasında büyük ölçüde başarılı olmuş, onun görüşleri binlerce Müslüman tarafından benimsenmiştir.
İmam Maturidi'ye göre iman dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir. Dil, kalpteki imanın tercümanıdır ama aslolan, kalpteki imandır.
Ebu Mansur Maturidi akla büyük önem vermiştir. Dini metinlerin yorumlanmasında akıldan olabildiğince yararlanmıştır. Ancak o, nakli de ihmal etmemiş, akıl ile nakil (dinî ilkeler ve kaynaklar) arasında bir denge kurmaya özen göstermiştir.


EŞARİLİK


Eş'ârilik mezhebi, Ebu'l-Hasan Ali el-Eş'âri'nin görüşleri çerçevesinde oluşmuştur. İmam Eş'âri 873'te Basra'da dünyaya gelmiş, 936 yılında da Bağdat'ta vefat etmiştir. 40 yaşına kadar Mu'tezilenin fikirlerini benimsemiş ve savunmuş, daha sonra bu mezhebin düşüncelerini terk ederek kendi görüşlerini ortaya koymuştur.13 Onun görüşleri pek çok Müslüman tarafından benimsenmiş ve zamanla İslam dünyasının en büyük mezheplerinden biri olan Eş'âriliğin temelini oluşturmuştur. Ebu'l-Hasan Eş'âri hem akla hem de nakle önem veren, sünnet ehlinin inançlarını sistemleştiren büyük bir âlimdir.
İmam Eş'âri Allah'ın var ve bir olduğunu, eşinin, benzerinin bulunmadığını İslam dininin temel ilkelerinden biri olarak kabul eder. Allah'ın, yarattıklarına benzemediğini savunur.
Eş'âri'ye göre iman marifet ve kalp ile tasdiktir. Büyük günah işleyen kişi dinden çıkmış sayılmaz. Böyle bir kişiye fasık mümin veya asi mümin denir. Yüce Allah bu kişiyi dilerse cezalandırır, dilerse bağışlar.
Ebu'l-Hasan Eş'âri hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu belirtir. Ona göre insanların fiilleri Allah tarafından yaratılır. İnsan ise onu kesbeder, yani kazanır, işler. İnsan, cüzi iradesi ve Allah'ın verdiği güçle fiillerini gerçekleştirir. Bu nedenle o, yaptıklarından sorumludur.


Ekleyen : dersimiz.com